Ankesörlü hat, sabit hat, ardışık arama mağdurları için Yargıtay 3. Ceza Dairesinin son dönemde verdiği kararlar oldukça önemli. Daire, bu konuda verilen bir çok mahkumiyet kararını eksik araştırma ile hüküm kurulduğu gerekçesiyle bozmaktadır.
Ankesörlü arama tek delil olur mu?
Yargıtay’ın kapatılan 16. Ceza Dairesinin ve 3. Ceza Dairesinin istikrar kazanmış kararlarına göre; asker veya sivil bir şahsın; FETÖ/PDY örgütünün gizlilik kuralına riayetle, örgüt talimatıyla ve örgütsel irtibatı sağlamak maksadıyla kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta ve benzeri işletmelerde bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatlarla mahrem imam tarafından arandığının ‘her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak somut olgu ve teknik verilerle tespit edilmesi ve mahkemenin de bu konuda tam bir vicdani kanaate ulaşması halinde, ankesörlü hat, sabit hat aramaları örgüt bağlantısını gösteren hukuka uygun delil olarak kabul ediliyor.
Yargıtay’ın ankesörlü arama kriterleri
Yargıtay ankesörlü hat, sabit hat, ardışık arama mağduriyetini önlemek için hangi araştırmaları istiyor?
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin güncel kararlarında ankesörlü/sabit hatlarla ilgili dosyalarda aşağıda sayılan araştırmaların yapılması gerektiği ifade edilmektedir. Daire, söz konusu araştırmaların yapılmaması durumunda eksik araştırma ve yetersiz belgelere dayanarak hukuka aykırı hüküm kurulduğunu belirterek, verilen mahkumiyet kararlarını bozmaktadır:
➢Sanık hakkında Ankesör/Büfe raporlama modülü ATAÇ programı üzerinden ankesörlü/sabit büfe HTS veri havuzunda sorgulama yapılarak, tüm görev yaptığı yerlerde varsa ardışık ve tekil arama kayıtlarının yeniden talep edilmesi,
➢Sanık hakkında mahrem imam tarafından örgütsel irtibatı sağlamak amacıyla ankesör veya sabit hatlardan periyodik ya da ardışık olarak arandığını gösteren inceleme tutanağı ve sanığın ardışık arandığını gösterir HTS kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak ‘gerçekleştirilen arama sayısı, aramaların ardışık ya da periyodik olup olmadığı, aramaların gerçekleştirildiği saatler, konuşma süreleri, sanığın farklı ankesörlü telefonlardan aranıp aranmadığı, ardışık aramaya dahil olan şahısların aynı kuvvete mensup ve aynı rütbede olup olmadıkları, aramaları gizlemek için herhangi bir şifreleme yönteminin kullanılıp kullanılmadığı’ hususlarını gösterir bir tespit raporunun düzenlettirilmesi,
➢Kişiselleştirilmiş, emniyet birimlerince büfe/ankesörlü sabit telefon hatlarıyla irtibat kurma yöntemine ilişkin olarak düzenlenen ayrıntılı analiz raporunun temin edilmesi,
➢Sanığın sabit/ankesörlü telefonlardan arandığı kabul edilen GSM hattına ait HTS kayıtlarının, ilk arama tarihinden itibaren ilgili kurumdan getirtilerek, ardışık arama kayıtlarında geçen kişilerin o dönem kullandıkları GSM hatları üzerinden sanık ile HTS irtibatlarının bulunup bulunmadığının belirlenebilmesi amacıyla uzman raporu alınması,
➢Sanık ile birlikte ardışık arandığı tespit edilen kişiler hakkında herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma olup olmadığı araştırılarak, varsa bu kişilerin tüm aşama ifadelerinin dosyaya alınıp, bu kişilerin mahkeme huzurunda, bunun mümkün olmaması halinde ise SEGBİS kullanılmak ya da istinabe yoluyla tanık olarak ifadelerine başvurulması,
➢Sanık hakkında örgütlü suçlar bilgi bankasında araştırma yapılarak varsa beyan ve ifadelerin onaylı örneklerinin dosyaya getirtilmesi, beyan sahiplerinin tanık sıfatıyla dinlenilmesi,
➢Elde edilen tüm bilgilerin ve belgelerin duruşmada sanık ve müdafisine okunarak savunma argümanlarının değerlendirilmesi, gerekmektedir.
Ankesörlü arama dosyaları için ek kriterler
Yargıtay, şüphelinin/sanığın sabit hat ve/veya ankesörlü telefonlar üzerinden hücresel haberleşme ağına dahil olup olmadığının belirlenmesi amacıyla yukarı saydığımız delillerin teyidi açısından birtakım ek kriterler de öngörmüştür. Aşağıdaki kriterlerin mahrem imamların büfe/ankesörlü sabit telefon hattı ile hedef şahıslarla görüşmelerinde gizliliği sağlamak ve deşifre olmayı önlemek amacıyla kullandıkları yöntemler olduğu belirtilmiştir:
➢Hedef şahsın telefon numarasının deşifre edilmesinin önlenmesi amacıyla çeşitli şifreleme metotları kullanarak kaydedilmesi,
➢Bazı mahrem imamların arama yapmadan önce ajandada kayıtlı numaralara baktığında şifreleme yaptığını unutarak/kasten yazılı olan şifreli numarayı aradığı, daha sonra yanlış numara çevirdiğini fark ederek/kasten asker şahsı tekrar gerçek numarasından aramış olmaları,
➢Aramaların tek taraflı ve kısa süreli olması veya sadece çağrıdan ibaret bulunması,
➢Aranan askeri personel ise genellikle rütbe/makam olarak ve bağlı bulunduğu kuvvetlerin de denk olmaları,
➢Mahrem imamlar tarafından gerçekleştirilen arka arkaya aramanın (ardışık arama) örgütsel amaçlı olduğuna dair karine oluşturması,
➢Aramanın mesai saatleri dışında yapılması, sorumlu şahsın askeri personeli aradıktan sonra tedbir amaçlı alakasız kişileri de ankesörle arayarak bu bütün içerisinde hedeflerin kaybolmasını sağlama çabası,
➢Aramanın on beş gün, ayda veya iki ayda bir kez olmak üzere periyodik olması,
➢Mahrem imamın sorumlusu olduğu asker şahıs/şahıslarla aynı ilde ikamet ettiği ve aynı ildeki sabit hatlarla iletişim kurduğunun gözetilmesi,
➢Asker veya mahrem yapılanma içindeki sivil şahısların hatların takılı bulunduğu cihazları toplantı yerine götürmediği veya götürseler bile kapalı tuttukları,
➢Mahrem imamlarca hedef şahıs arandıktan sonra ilgisiz rastgele numaraların çevrilerek geri arama (redial) tuşu ile son aranan kişinin tespitinin önlenmeye çalışılması.
HTS ve ankesörlü arama delillerinin değerlendirilmesi
Sonuç olarak; Yargıtay’ın son dönemde verdiği bozma kararları, ankesörlü/sabit hat soruşturmalarında yalnızca teknik veri varlığının mahkûmiyet için yeterli görülmediğini açık biçimde ortaya koymaktadır. Özellikle HTS kayıtlarının tek başına değil; aramaların niteliği, periyodikliği, ardışık olup olmadığı, görüşme biçimi, diğer kişilerle bağlantısı, örgütsel gizlilik yöntemleriyle uyumu ve tüm dosya kapsamındaki diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
Bu yaklaşım, ceza yargılamasının temel ilkelerinden olan ‘şüpheden sanık yararlanır’ prensibi ile ‘her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil’ standardının korunması bakımından önemlidir. Zira ankesörlü/sabit hat verileri teknik olarak hata, çakışma, eksik kayıt veya yanlış yorumlama ihtimalini tamamen dışlamayan dijital verilerdir. Bu nedenle Yargıtay, mahkûmiyet hükmü kurulmadan önce kapsamlı teknik analiz, bilirkişi incelemesi, çapraz doğrulama ve savunma denetiminin eksiksiz yerine getirilmesini aramaktadır.
Nitekim 3. Ceza Dairesinin güncel içtihatlarında; eksik inceleme, yetersiz bilirkişi değerlendirmesi veya savunma hakkını sınırlayan uygulamalarla verilen kararların bozma nedeni yapıldığı görülmektedir. Bu durum, ankesörlü/sabit hat dosyalarında otomatik kabul ve varsayıma dayalı değerlendirmelerin değil; kişiselleştirilmiş, somutlaştırılmış ve denetlenebilir delil analizinin esas alınması gerektiğini göstermektedir.
Dolayısıyla, ankesörlü/sabit hat arama kayıtlarının hukuken geçerli bir delil olarak değerlendirilebilmesi; ancak Yargıtay’ın ortaya koyduğu tüm teknik kriterlerin eksiksiz araştırılması, elde edilen bulguların birbirini doğrulaması ve nihayetinde mahkemenin vicdani kanaatinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde oluşması halinde mümkün olabilecektir.
Örnek Yargıtay Kararları
- 3. CD., E. 2023/4761 K. 2026/300 T. 7.1.2026
- 3. CD., E. 2022/37108 K. 2026/1353 T. 19.1.2026
- 3. CD., E. 2023/12273 K. 2026/1406 T. 19.1.2026
- 3. CD., E. 2023/11741 K. 2026/1433 T. 19.1.2026
- 3. CD., E. 2023/1838 K. 2025/27198 T. 2.12.2025
- 3. CD., E. 2022/35625 K. 2025/27353 T. 2.12.2025
