Anayasa Mahkemesinden cezaevlerinde kitap, gazete, dergi ve dokümanlara ilişkin pilot karar

Anayasa Mahkemesi (AYM), ceza infaz kurumlarına dışarıdan gelen kitap, gazete ve dergi gibi süreli ve süresiz yayınların mahpuslara teslim edilmemesi ile mahpuslara ait ajanda, mektup gibi bazı dokümanların alıkonulması şeklindeki müdahalelerin yeterli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağa sahip olmadığı gerekçesiyle ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini kabul etti. Sorunun münferit uygulamalardan değil, yapısal bir düzenleme eksikliğinden kaynaklandığını belirleyen Anayasa Mahkemesi, pilot karar usulünü uygulayarak ihlale neden olan sorunun çözümü için durumun Türkiye Büyük Millet Meclisine ve Adalet Bakanlığına bildirilmesine ve aynı nitelikteki bireysel başvuruların incelenmesinin bir yıl süreyle ertelenmesine karar verdi.

AYM’den ifade özgürlüğüne ilişkin yeni pilot karar

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Bişar Bilen ve diğerleri başvurusunda (B. No: 2019/789, 19/2/2026) ceza infaz kurumlarında mahpuslara ait dokümanlar ile dışarıdan gelen süreli ve süresiz yayınlara yönelik müdahalelerin kanuni dayanağını inceledi. 6 Ekim tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan karara konu birleştirilmiş başvurularda; kitap, gazete, dergi ve ajandanın yanı sıra 121 sayfalık bir öykü çalışmasının mahpuslara verilmemesi veya alıkonulmasına ilişkin uygulamalar ele alındı.

Başvuruların incelenmesinde UYAP’tan edinilen bilgilere göre materyallerin bir kısmı mahpusların yanında veya odalarında yapılan aramalarda bulunmuş, bir kısmı ise dışarıdan posta ya da kargo yoluyla ceza infaz kurumuna gönderilmişti. Ceza infaz kurumu idareleri; kurum güvenliği, disiplin, müstehcenlik veya terör örgütü propagandası gibi farklı gerekçelerle söz konusu materyallerin mahpuslara verilmemesine ya da emanete alınmasına karar verdi. Başvurucuların infaz hâkimliklerine yaptıkları şikâyetler de reddedildi.

Müdahalenin kanuni dayanağı bulunuyor mu?

Anayasa Mahkemesinin incelemesinin merkezinde, materyallerin içeriklerinden önce kanunilik ölçütü yer aldı. Mahkeme, temel hak ve özgürlüklere müdahalenin yalnızca bir kanun hükmüne dayanmasının yeterli olmadığını; bu hükmün kişilerin hangi şartlarda haklarına müdahale edilebileceğini öngörebilmelerine imkân verecek açıklıkta olması gerektiğini vurguladı. Kanun, idarenin yetkisinin kapsamını ve sınırlarını belirlemeli ve keyfî müdahalelere karşı güvence sağlamalıdır.

Bu çerçevede 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 35. ve 62. maddeleri ile ilgili ikincil mevzuat incelendi. AYM, söz konusu düzenlemelerin mahpusların süreli ve süresiz yayınlardan yararlanmasına ve ceza infaz kurumunda bulundurabilecekleri eşyalara ilişkin hükümler içermekle birlikte, mahpuslara ait dokümanlara el konulması veya dışarıdan gelen süreli ve süresiz yayınların mahpuslara verilmemesi konusunda ceza infaz kurumu idarelerine açık bir yetki tanımadığını belirledi.

Mahkeme özellikle, temel haklara müdahaleyi mümkün kılan yetkinin idari uygulama veya ikincil düzenlemeler yoluyla genişletilemeyeceğine işaret etti. AYM’ye göre mahpuslara ait dokümanların ceza infaz kurumlarınca alıkonulmasına imkan veren bir kanun hükmü bulunmadığı gibi, dışarıdan gelen süreli ve süresiz yayınların teslim edilmemesini sağlayacak açık ve öngörülebilir bir kanuni düzenleme de mevcut değil.

Bu tespit, ceza infaz kurumlarının güvenlik ve disiplin amacıyla yayınlar üzerinde hiçbir denetim yapamayacağı anlamına gelmiyor. Kararın ortaya koyduğu esas sorun, temel bir hakka hangi şartlarda müdahale edilebileceğinin kanunla belirlenmemiş olması.

AYM ve İHAM içtihadında farklı doküman türleri

AYM, kanunilik değerlendirmesini yaparken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin benzer uyuşmazlıklara ilişkin kararlarına da başvurdu. Bu içtihatta ceza infaz kurumlarında el yazısı doküman, film senaryosu biçimindeki el yazısı metin, kısa hikâyelerden oluşan el yazısı ile mektup, faks ve telgraf gibi farklı yazılı materyallerin alıkonulması veya gönderilmesinin engellenmesi ele alınıyor.

Bişar Bilen ve diğerleri başvurusunda somut olarak kitap, gazete, dergi, ajanda ve öykü çalışması uyuşmazlık konusu olmuş olsa da AYM’nin pilot karar kapsamında tespit ettiği yapısal sorun bu materyallerle sınırlı değil. Mahkemenin kanunilik ölçütüne ilişkin yaklaşımı, ceza infaz kurumlarında mahpuslara ait dokümanlar ile dışarıdan gelen süreli ve süresiz yayınlara yönelik müdahalelerin açık ve öngörülebilir bir kanuni temele dayanması gerektiği yönünde. Bu nedenle mektup ve benzeri el yazısı dokümanlar da, AYM ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) içtihadında görüldüğü üzere, aynı yapısal sorunun farklı görünümleri olarak değerlendirilebilir. Somut başvurularda sayılan materyaller, pilot kararla giderilmesi istenen daha geniş kanunilik sorununun örneklerini oluşturuyor.

Yapısal sorun ve pilot karar

AYM’nin kararı önemli kılan yönü, tespit edilen ihlalin yalnızca başvurucuların durumuyla sınırlı görülmemesidir.

Mahkeme, dışarıdan gelen süreli ve süresiz yayınların ceza infaz kurumuna kabulü konusunda önceki kararlarına rağmen uygulamada yeknesaklığın sağlanamadığını; aynı konuda farklı ceza infaz kurumları ile yargı mercilerinin farklı uygulamalarının sürdüğünü tespit etti. İnceleme tarihi itibarıyla da dışarıdan gelen yayınların ceza infaz kurumuna kabulüne ilişkin açık, istikrarlı ve öngörülebilir bir mekanizmanın oluşturulmadığına dikkat çekildi.

Mahkeme, ceza infaz kurumları ile bu uygulamaları denetleyen infaz hâkimliklerinin kararlarını birlikte değerlendirerek mahpuslara ait dokümanlar ile dışarıdan gelen süreli veya süresiz yayınların yapılan inceleme sonucunda mahpuslara verilmemesi şeklindeki uygulamaların kanuni dayanağının bulunmadığı sonucuna ulaştı. Kararın 92. paragrafında hak ihlali tespiti açık biçimde ortaya konuldu: Başvuruculara ait dokümanlar ile dışarıdan gelen süreli ve süresiz yayınların farklı nedenlerle kendilerine verilmemesi şeklindeki müdahalenin kanunilik ölçütünü karşılamaması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği kabul edildi.

AYM’ye göre sorun, münferit bir idari karar veya yargısal uygulamadan değil, ceza infaz kurumlarının kurum düzeni ve disiplinini sağlamak amacıyla mahpuslara ait dokümanlar ile dışarıdan gelen yayınlara hangi şartlarda müdahale edebileceğini düzenleyen yeterli bir kanuni çerçevenin bulunmamasından kaynaklanıyor. Mahkeme, benzer uyuşmazlıklara ilişkin çok sayıda bireysel başvurunun da önünde bulunduğunu belirterek yapısal nitelikteki bu sorunun tek tek ihlal kararlarıyla çözülemeyeceğini değerlendirdi.

Bu nedenle pilot karar usulü uygulandı. Pilot kararın amacı, aynı yapısal sorundan doğan çok sayıda bireysel başvuruyu ayrı ayrı sonuçlandırmak yerine, ihlalin kaynağını ortadan kaldıracak genel bir çözümün oluşturulmasını sağlamak olarak ifade edilebilir. AYM, bu kapsamda hak ihlallerinin önlenmesi adına gerekli kanuni düzenlemenin yapılabilmesi için durumun Türkiye Büyük Millet Meclisine ve Adalet Bakanlığına bildirilmesini uygun gördü.

Benzer başvurular bir yıl süreyle ertelendi

Pilot kararın önemli sonuçlarından biri de aynı nitelikteki bireysel başvurular bakımından ortaya çıktı. AYM, yapısal sorunun çözümü için yasama ve idare makamlarına süre tanıyarak aynı mahiyetteki başvuruların incelenmesini kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren bir yıl süreyle erteledi.

Mahkeme ayrıca, karar tarihine kadar yapılmış aynı mahiyetteki başvurular ile karar tarihinden sonra yapılacak başvuruların tespit edilerek internet sitesinde yayımlanmasına ve ilgililerin durum hakkında bilgilendirilmesine hükmetti.

Dolayısıyla karar, bireysel başvuru yolunu kapatmıyor. AYM, aynı ihlal kaynağından doğan çok sayıda dosyayı tek tek karara bağlamak yerine, önce ihlale yol açan yapısal sorunun ortadan kaldırılmasını hedefliyor.

Bişar Bilen ve diğerleri kararının önemi

Bişar Bilen ve diğerleri kararı, cezaevlerinde yalnızca kitap, gazete veya dergiye erişim hakkında verilmiş bir ihlal kararı değil. Mahkeme, mahpuslara ait dokümanların alıkonulması ile dışarıdan gelen süreli ve süresiz yayınların mahpuslara verilmemesini aynı anayasal sorun çerçevesinde değerlendirerek bu müdahalelerin mevcut haliyle kanunilik şartını karşılamadığı için ifade özgürlüğünü ihlal ettiği sonucuna ulaştı.

Karar sonrasında yapılacak düzenlemenin, ceza infaz kurumlarının mahpuslara ait dokümanlara ve dışarıdan gelen yayınlara hangi şartlarda müdahale edebileceğini; hangi materyallerin hangi gerekçelerle alıkonulabileceğini veya teslim edilmeyebileceğini ve idarenin bu konudaki yetkisinin sınırlarını açık ve öngörülebilir biçimde ortaya koyması gerekecek.

Kararın temel sonucun bu bakımdan yalnızca “hangi kitap veya yayın cezaevine girebilir?” sorusuna ilişkin olduğu şeklinde sınırlı bir yorum yapılmamalı. Karar ile ceza infaz kurumlarında ifade özgürlüğüne yönelik müdahalelerin sınırlarının idari uygulamalarla değil, kanunla belirlenmesi gerektiği yönündeki anayasal güvencenin altı çiziliyor.

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Bişar Bilen ve Diğerleri Başvurusu, B. No: 2019/789, 19/2/2026; 6 Ekim 2026 tarihli ve 33392 sayılı Resmî Gazete.

Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Basın Duyuları